
Florence Price
Amerikan senfonisinin unutulan sesi, Siyah kadın dayanışması ve yeniden keşfedilen bir miras
Florence Price’ın müziğine bugün yeniden ulaşabiliyor olmamız, gecikmiş bir keşiften daha fazlasını anlatıyor. Bu hikâye, eserlerin nasıl görünür olduğu kadar nasıl gözden kaybolduğunu da gösteriyor.
Bir yazlık evde bulunan müzik
Florence Price’ın hikâyesine 2009 yılından, Chicago’nun yaklaşık bir saat güneyindeki St. Anne kasabasından başlayalım. Vicki ve Darrell Gatwood, uzun zamandır bakımsız duran bir evi onarmak üzereydi. Çatıya devrilen ağaç yapıya zarar vermiş, ev yağmalanmış, nem odalara işlemişti. Kuru kalmış bölümlerden birinde notalar, mektuplar, kitaplar ve kişisel kâğıtlar buldular. Pek çok sayfanın üzerinde aynı ad yazıyordu: Florence Price. Burası, bestecinin bir dönem kullandığı yazlık evdi. Kutulardan Dördüncü Senfoni’nin ve iki keman konçertosunun da aralarında bulunduğu, kayıp sanılan çok sayıda eser çıktı. [6]
Bu buluntu çoğu biyografide etkileyici bir yeniden keşif öyküsü olarak anlatılıyor. Etkileyici olduğu doğru; ama bence asıl üzerinde durulması gereken, böyle bir keşfe neden ihtiyaç duyulduğu. 1933’te senfonisi büyük bir Amerikan orkestrası tarafından çalınmış, yaşamı boyunca üç yüzden fazla eser yazmış bir bestecinin notaları nasıl olmuştu da yıkılmak üzere olan bir evde kalmıştı? Price’ın unutulması birkaç talihsiz olayın toplamı değildi. Bir eserin dolaşımda kalmasını sağlayan yayıncılar, orkestralar, eleştirmenler, kayıt şirketleri ve eğitim kurumları yıllarca onun müziğine yeterince yer açmadı. St. Anne’de bulunan kutular bu yüzden sadece kayıp notaları değil, müzik tarihinin nasıl yazıldığını da anlatıyor.
Little Rock yılları
Florence Beatrice Smith, 9 Nisan 1887’de Arkansas’ın Little Rock kentinde doğdu. Babası Dr. James H. Smith, kentin tanınmış Siyah diş hekimlerinden biriydi. Annesi Florence Irene Gulliver Smith piyano çalıyor, şarkı söylüyor ve kızının ilk müzik derslerini veriyordu. Eğitimli, görece varlıklı bir Siyah orta sınıf ailesinde büyümesi Florence’a erken yaşta iyi bir eğitim ve müzikle iç içe bir çevre sağladı. Dört yaşında ilk piyano dinletisini verdiği, on bir yaşında ise bugün kayıp olan ilk bestesini yayımlattığı aktarılıyor. [3][12]
Yine de bu imkânlar onu dönemin ırk düzeninden korumuyordu. Yeniden Yapılanma yıllarının ardından Jim Crow yasaları Güney’de ayrımcılığı gündelik hayatın her alanına yerleştirmişti. Price bir yandan Avrupa konservatuvar geleneğini öğrenerek yetişti, öte yandan Siyah Amerikan toplumunun ibadetini, dansını, sözlü belleğini ve ritmini dinledi. İleride kuracağı müzik dilinin kaynakları daha çocukluğunda yan yana duruyordu. Onun eserlerinde Avrupa biçimleriyle Siyah Amerikan müziğini iki ayrı dünya gibi düşünmek bu yüzden yanıltıcı. Price’ın yaptığı, içinde yaşadığı Amerikan deneyiminin katmanlarını aynı bestecilik dili içinde duyurmak oldu.
Boston’da konservatuvar eğitimi
Price, 1903’te Boston’daki New England Conservatory’ye girdi. Okul arşivleri, 1906’da org solistliği ve piyano öğretmenliği alanlarında iki diploma aldığını gösteriyor. Mezuniyet konserinde öğretmeni Henry Dunham’ın Sol minör Org Sonatı’nın ilk bölümünü çaldı. Kompozisyon eğitimini okul müdürü George Whitefield Chadwick’le sürdürdü; armoni, kontrpuan ve büyük biçimler üzerine güçlü bir geç romantik eğitim aldı. Üç yılda iki programı tamamlaması, dönemin koşulları düşünüldüğünde dikkate değer bir başarıydı. [1]
Bu döneme ait kayıtlarda rahatsız edici bir ayrıntı da var. Ailesi, ırkçılığın Florence’ın eğitimini ve mesleki geleceğini engellemesinden kaygı duyduğu için bazı belgelerde onun memleketini Pueblo, Meksika olarak gösterdi. Bu bilgiyi bir kimlik inkârı olarak okumak kolay, fakat asıl sorumluluğu Price’a yükler. Genç bir müzisyen, yeteneğinin değerlendirilebilmesi için kimliğinin bir bölümünü gizlemek zorunda kalmıştı. Yıllar sonra spiritüelleri, Juba ritmini ve Siyah müzik belleğini büyük konser biçimlerinin merkezine yerleştirecek olması bu ayrıntıyı daha da çarpıcı kılıyor.
Öğretmenlik, aile ve Chicago’ya göç
Mezuniyetinden sonra Arkansas’ta öğretmenlik yapan Price, 1910’da Atlanta’ya gitti ve tarihsel olarak Siyah bir yükseköğretim kurumu olan Clark University’nin müzik bölümünü yönetti. 1912’de avukat Thomas J. Price ile evlenerek Little Rock’a döndü. Çiftin iki kızı büyüdü; oğulları bebekken hayatını kaybetti. Aile ve bakım sorumlulukları, büyük ölçekli eserler için ayırabildiği zamanı uzun süre sınırladı. Buna rağmen özel ders verdi, org ve piyano çalışmalarını sürdürdü, öğrencileri için parçalar yazdı. Eğitim müziği onun kataloğunda önemsiz bir yan alan değildi; öğretmenliğiyle besteciliğinin sürekli temas ettiği bir üretim alanıydı.
1920’lerin sonuna gelindiğinde Little Rock’taki ırksal gerilim ve şiddet ağırlaşmıştı. Price, sahip olduğu eğitime karşın beyaz Arkansas Music Teachers Association’a kabul edilmedi. Aile 1927’de Chicago’ya taşındı. Bu yolculuk, milyonlarca Siyah Amerikalının Güney’in ayrımcı yasalarından ve şiddetinden kaçarak kuzey kentlerine yöneldiği Büyük Göç’ün parçasıydı. Chicago eşitliğin sağlandığı bir şehir değildi; yine de Price burada yeni okullara, yayıncılara, sanatçı çevrelerine ve güçlü Siyah kültür kurumlarına ulaşabildi. 1926 ve 1927 yazlarında şehirde kompozisyon eğitimi almış olması, Chicago’nun onun için önceden düşünülmüş bir mesleki yönü de bulunduğunu gösteriyor. [2]
Evliliği ekonomik sorunlar ve aile içi şiddet nedeniyle dağıldı. Price 1931’de boşandı ve iki kızının velayetini aldı. Hayatını sürdürebilmek için özel dersler verdi, sessiz filmlere orgla eşlik etti, radyo reklamları ve popüler şarkılar yazdı; bazı işlerinde Vee Jay adını kullandı. Biyografilerde bu çalışmalar çoğu zaman senfonilerden önce geçilmesi gereken bir ara dönemmiş gibi kısaca anılıyor. Oysa tiyatroda, kilisede, ders odasında ve radyoda çalışmak ona farklı dinleyicilerle temas eden geniş bir müzik pratiği kazandırdı. Price’ın mesleği, konser salonunda bestecilik yapmaktan ibaret değildi.
Chicago’da Siyah kadınların kurduğu ağ
Chicago yıllarında Price, bugün Chicago Siyah Rönesansı diye andığımız kültürel çevrenin içine girdi. Öğrencisi, dostu ve bir süre ev arkadaşı olan piyanist ve besteci Margaret Bonds bu çevrenin en yakın isimlerinden biriydi. Chicago Music Association ve National Association of Negro Musicians gibi kurumlarla ilişki kurdu. Ana akım salonların dışında bırakılan Siyah klasik müzisyenler için bu kurumlar yarışma, eğitim ve konser imkânı yaratıyordu. Price, Langston Hughes’un şiirlerini besteledi; Marian Anderson için şarkılar ve spiritüel düzenlemeleri hazırladı. Anderson, 1939’da Lincoln Anıtı önünde yaklaşık 75 bin kişinin dinlediği tarihî konserinde Price’ın “My Soul’s Been Anchored in the Lord” düzenlemesini seslendirdi. [5][13]
Price’ın yükselişini tek başına engelleri aşan bir dehanın öyküsüne çevirmek, bu kadınların emeğini gölgede bırakır. 1933’teki büyük prömiyerin gerçekleşmesinde eleştirmen ve örgütçü Maude Roberts George’un konser için maddi destek bulması belirleyiciydi. Güçlü bir eser yazmak yetmiyordu; o partisyonun okunması, savunulması ve orkestranın sehpasına kadar ulaşması gerekiyordu. Siyah kadın müzisyenler, kapıları kendilerine kapalı kurumların karşısında birbirlerinin eserlerini öğreten, seslendiren ve duyuran bir dolaşım ağı kurmuşlardı. Price’ın başarısı bireyseldi, fakat onu mümkün kılan zemin kolektifti.
Bu çevrede bestecilik, icracılık ve örgütleyicilik birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyordu. Bir müzisyen konser düzenliyor, başka bir bestecinin eserini öğrencilerine öğretiyor, gazetelere yazıyor ya da yeni bir yapıtın masraflarını karşılayacak destekçileri buluyordu. Dolayısıyla Price’ın kariyerinde gördüğümüz dayanışma, dostluk ilişkilerinden ibaret değildi; profesyonel hayatı ayakta tutan somut bir çalışma biçimiydi. Margaret Bonds’un Price’ın müziğini çalması ya da Marian Anderson’ın onun düzenlemelerini geniş dinleyici kitlelerine taşıması, bu ağın ses veren halkalarıydı. Bugün bir besteciyi çevresinden bağımsız, tek başına çalışan bir isim gibi anlatmaya alışığız. Price’ın yaşamı böyle bir portrenin ne kadar eksik kaldığını gösteriyor.
1933: Birinci Senfoni
Price, Mi minör Birinci Senfoni’sini Ocak 1931’de yazmaya başladı. Ayağını kırdığı için evde kaldığı günler, partisyona yoğunlaşmasını sağladı. Eser 1932’de Siyah bestecileri desteklemek amacıyla düzenlenen Rodman Wanamaker yarışmasının orkestra dalında 500 dolarlık birincilik ödülünü kazandı. Aynı yarışmada Piyano Sonatı da ödül aldı. Bu başarı senfoniyi Chicago Symphony Orchestra’nın müzik direktörü Frederick Stock’a ulaştırdı. Stock, 15 Haziran 1933’te Chicago Dünya Fuarı kapsamındaki Century of Progress programında eserin dünya prömiyerini yönetti. Konser Auditorium Theatre’da yapıldı. Florence Price böylece büyük ölçekli bir eseri büyük bir Amerikan orkestrası tarafından seslendirilen ilk Siyah kadın besteci oldu. [2]
Tarih kitapları haklı olarak bu “ilk”i kaydediyor. Fakat Birinci Senfoni’yi sadece o cümlenin kanıtı olarak dinlemek, esere haksızlık olur. Yaklaşık kırk dakikalık yapıtın tematik gelişimi, orkestral dengesi ve kendine özgü ritmik dünyası, onu bağımsız bir repertuvar eseri yapıyor. Prömiyerde Price beyaz elbisesiyle defalarca sahneye çağrıldı. Eleştirmenler yapıtın denetimli tutkusundan söz ederken Siyah basın konseri sanatsal bir başarının yanı sıra kamusal temsil açısından da büyük bir gelişme olarak karşıladı. Buna karşın Chicago Symphony Orchestra, bu geceden sonra Price’ın başka bir eserini onlarca yıl programlamadı. Bir geceliğine açılan kapı, kalıcı bir repertuvar değişimine dönüşmedi.
Price’ın müziğini nasıl duymalıyız?
Price’ın üslubu sık sık “Avrupa klasik geleneği ile Siyah Amerikan müziğinin birleşimi” cümlesiyle özetleniyor. Bu, doğru ama yetersiz bir tanım. Price, sonat, rondo, senfoni ve konçerto biçimlerinin üzerine birkaç halk ezgisi yerleştirmedi. Spiritüellerin ezgisel hareketini, pentatonik dizileri, blues çağrışımlarını, kilise müziğindeki soru-cevap ilişkisini, senkopu ve dans ritmini eserin kuruluşuna kattı. Kaynak aldığı müzik, orkestranın üzerinde duran bir süs değil; temaların gelişimini ve bölümlerin karakterini belirleyen malzemenin kendisiydi.
Spiritüellerin Price için taşıdığı anlamı da yalnızca ezgi düzeyinde düşünmemek gerekir. Bu şarkılar kölelik deneyimini, inancı, yası, umudu ve topluluk hafızasını taşıyordu. Price kimi eserlerinde bilinen bir spiritüeli doğrudan kullandı. Kimi zaman da belirli bir şarkıyı alıntılamadan, onun aralıklarını ve söyleyişini hatırlatan yeni temalar kurdu. Orkestrasyonda solo üflemelilerin bir insan sesi gibi öne çıkması ve başka çalgıların ona cevap vermesi, Siyah kilise müziğindeki topluluk hissini sözsüz bir yapıya taşıdı. Kimlik burada eserin konusu olmaktan çıkıp besteleme biçimine dönüşür.
Birinci Senfoni’nin açılışındaki fagot solosu Antonín Dvořák’ın “Yeni Dünya” Senfonisi’ni akla getirir. Dvořák, Amerika’da ulusal bir müziğin Siyah ve Yerli müziklerinden beslenmesi gerektiğini savunmuştu. Price ise Siyah Amerikan malzemesine uzaktan bakan bir besteci değildi; o kültürün içinden konuşuyordu. İlk bölüm klasik sonat planını izlerken senkoplu çizgiler ve doğrudan alıntı olmayan spiritüel benzeri temalarla ilerler. İkinci bölümde bakır üflemelilerin geniş ilahi dokusu, konser salonuyla Siyah kilise geleneğini aynı ses alanında buluşturur. [2]
Senfoninin üçüncü bölümünde beklenen menuet ya da scherzo yerine “Juba Dance” vardır. Juba (yaklaşık okunuşuyla “cuuba”), köleleştirilmiş Afrikalıların vurmalı çalgılara erişiminin engellendiği koşullarda gelişen; el çırpma, bedene ve dizlere vurma, ayakla tempo tutma gibi hareketlerle bedeni bir vurmalı çalgıya dönüştüren dans geleneğidir. Price bu ritmi senfoninin ana bölümlerinden biri yaparak Juba’yı konser geleneğinin merkezine alır. Finalde ise pentatonik malzeme canlı bir rondo içinde ilerler.
1938–40 yılları arasında yazdığı Üçüncü Senfoni, Price’ın müzik dilini tek bir romantik üsluba sığdırmanın neden mümkün olmadığını daha açık gösterir. Bu eserde kromatizm ve disonans artar; vurmalı çalgılar daha geniş bir renk alanı oluşturur. Juba yine vardır, fakat bu kez daha huzursuz ve katmanlı bir müzik içinde duyulur. Birinci Senfoni kökleri belirgin biçimde hissettirirken Üçüncü Senfoni, aynı mirasın kuzey kentlerindeki modern Siyah hayatla karşılaşmasına kulak verir. [7]
Price’ın orkestral yazısında dikkatimi çeken noktalardan biri, büyük ve gösterişli anlarla daha yalın sesleri yan yana getirme biçimi. Bir bölüm kalabalık orkestral katmanlarla yükselirken hemen ardından tek bir üflemeli çalgı sözü devralabiliyor. Bu karşıtlık, müziği sürekli anıtsal olmaktan çıkarıyor; sanki topluluğun içinden bir kişi öne çıkıp kendi cümlesini söylüyor, sonra yeniden bütüne karışıyor. Dans ritimleri de sadece hızlı bölümlere enerji vermek için kullanılmıyor. Bazen bir hafıza işareti, bazen gerilim yaratan bir tekrar, bazen de müziğin yönünü değiştiren yapısal bir güç hâline geliyor. Price’ı dinlerken melodilerin kaynağı kadar orkestrada nasıl dolaştıklarını izlemek de bu nedenle önemli.
Senfonilerin dışında kalan zenginlik
Price’ın üç yüzden fazla eserden oluşan kataloğunda dört senfoni, konçertolar, senfonik şiirler, oda müziği, koro eserleri, sanat şarkıları, spiritüel düzenlemeleri, org parçaları ve geniş bir piyano repertuvarı bulunuyor. 1934 tarihli “Piano Concerto in One Movement”, kesintisiz bir akış içinde üç bölümlü konçerto hissi yaratır. Price ilk seslendirmede piyano partisini kendisi çalmıştır. “Fantasie nègre No. 1”de ise “Sinner, Please Don’t Let This Harvest Pass” spiritüelini virtüöz bir piyano fantezisinin çekirdeği hâline getirir. Melodiyi sadece armonize etmekle kalmaz; parçalara ayırır, dönüştürür ve genişletir. [5]
“The Mississippi River”, nehri coğrafi bir manzaradan çok tarih ve göçün taşıyıcısı olarak ele alan tek bölümlü bir orkestra eseridir. “Ethiopia’s Shadow in America” köleleştirilmiş Afrikalıların Amerika’ya getirilişi, inançla direnmesi ve yeni koşullara uyum sağlaması üzerine üç aşamalı bir anlatı kurar. “Negro Folksongs in Counterpoint” ile “Five Folksongs in Counterpoint”, bilinen ezgileri yaylı çalgılar dörtlüsünün kontrpuan dokusuna taşır. Price’ın 1953’te piyano için yazdığı “Dances in the Canebrakes”teki üç kısa dansı daha sonra William Grant Still orkestraladı.
Vokal eserleri, Price’ın metinle kurduğu yakın ilişkiyi duymak için ayrı bir alan açıyor. Paul Laurence Dunbar ve Langston Hughes gibi Siyah şairleri besteledi; Marian Anderson’ın sesini düşünerek şarkılar ve spiritüel düzenlemeleri yazdı. “Songs to the Dark Virgin”, “Night” ve “The Heart of a Woman”, senfonilerindeki geniş anlatının daha mahrem bir karşılığını taşır. Karen Slack ve Michelle Cann’in, on dokuzu daha önce yayımlanmamış şarkılardan oluşan “Beyond the Years” albümünün 2025’te Grammy kazanması, vokal yapıtlarının da repertuvara dönmeye başladığını gösteriyor. [10]
Org parçalarıyla öğrenciler için yazdığı piyano minyatürleri de bu portrenin parçası. Price teknik olarak erişilebilir parçalar yazarken armonik kişiliğinden vazgeçmedi. Kilise, ders odası ve konser salonu onun üretiminde birbirinden kopuk alanlar değildi. Büyük senfonilere odaklandığımızda bestecinin gündelik müzik emeğini kolayca gözden kaçırıyoruz. Oysa kataloğunun genişliği, farklı yaş ve düzeylerden müzisyenler için yıllarca müzik yazmış olmasından da geliyor.
“İki engelim var”
Florence Price, 5 Temmuz 1943’te Boston Symphony Orchestra’nın şefi Serge Koussevitzky’ye yazdığı mektupta durumunu şu sözlerle özetledi:
“İki engelim var: cinsiyetim ve ırkım.”
Bir kadın tarafından yazılmış eserin baştan düşünsel derinlikten yoksun sayılmamasını, partisyonlarının müzikal değerleri üzerinden incelenmesini istiyordu. Koussevitzky’ye farklı yıllarda birden fazla kez ulaştı; çoğu girişimi sekreterlerin yanıtlarıyla kaldı. Şef, Price’ın hiçbir eserini yönetmedi. [4]
Bu mektup, ayrımcılığın bestecinin hayatında belirsiz bir arka plan olmadığını açıkça gösteriyor. Sorun beste yazmak kadar o besteyi karar vericilere okutabilmekti. Üstelik bir prömiyer, eserin repertuvarda kalmasına yetmez. Yapıtın tekrar çalınması, yayımlanması, kaydedilmesi, kütüphanelerde korunması ve eğitim programlarına girmesi gerekir. Price’ın eserleri bu zincirin pek çok yerinde kesintiye uğradı. Birinci Senfoni 1933’teki başarısına rağmen 2008’e kadar yayımlanmadı. Üçüncü Senfoni, 1940’taki icraların ardından 2001’e dek yeniden duyulmadı. Dördüncü Senfoni bestecinin yaşamında hiç seslendirilmedi. İkinci Senfoni’den ise günümüze tek bir sayfa ulaştı. [7]
Burada “unutulmak” sözcüğünü dikkatli kullanmak gerekiyor. Price’ın müziği herkes tarafından aynı anda unutulmadı. Siyah müzisyenler, araştırmacılar, öğrenciler ve ailesi onun eserlerini korumayı sürdürdü. Unutan, daha çok hangi müziğin basılacağına, çalınacağına ve öğretileceğine karar veren ana akım kurumlardı. Bir bestecinin adının konser programlarından çekilmesi zamanla doğal bir eleme gibi görünebilir; oysa geride çoğu kez kararlar, önyargılar ve maddi koşullar vardır. Price örneği, kanon dediğimiz listenin sadece estetik beğeniyle oluşmadığını gösteriyor. Arşive girebilen, baskısı bulunan ve yeniden seslendirilen eserler yaşamaya devam ederken diğerleri görünmezleşiyor.
Yeniden repertuvarda
Florence Price, 3 Haziran 1953’te Chicago’da geçirdiği inme sonucunda, 66 yaşında hayatını kaybetti. Arkansas Üniversitesi 1970’lerde evraklarının bir bölümünü arşivlemişti. St. Anne’deki yazlık evde 2009’da bulunan malzeme ise bilinen eser listesini önemli ölçüde genişletti. Gatwood çiftinin üniversite arşivcilerine ulaşmasıyla partisyonlar tanımlandı; araştırmacılar kayıp kabul edilen eserlere erişti ve yeni edisyonlarla kayıtların önü açıldı. Bu keşif Florence Price’ı yoktan var etmedi. Zaten önemli bir besteciydi; sadece müziğinin önemli bir kısmı fiziksel olarak ulaşılamaz durumdaydı. [3][6]
G. Schirmer, 2018’de Price kataloğunun dünya çapındaki yayın haklarını aldı ve orkestral eserler için yeni icra malzemeleri hazırlamaya başladı. Philadelphia Orchestra ile Yannick Nézet-Séguin’in kaydettiği Birinci ve Üçüncü Senfoniler 2022’de En İyi Orkestra Performansı Grammy’sini kazandı. Ertesi yıl New York Youth Symphony’nin Florence Price, Jessie Montgomery ve Valerie Coleman eserlerinden oluşan albümü aynı ödülü aldı. [8][9]
Bugün Price’ın adı eskisine göre çok daha görünür. Yine de birkaç festival konseri ya da yıldönümü programı, yıllarca süren sessizliği tek başına onaramaz. Eserlerinin farklı orkestralar ve yorumcular tarafından tekrar tekrar çalınması; öğrencilerin repertuvarına girmesi; partisyonlarının analiz edilmesi gerekiyor. Florence Price’ı dinlediğimde bir dipnottan çıkarılmış “ilk kadın” hikâyesinden fazlasını duyuyorum: kilise ilahisinin topluluk sesini, Büyük Göç’ün gerilimini, Juba’nın bedensel ritmini, romantik orkestranın geniş soluğunu ve modern kentin huzursuzluğunu. St. Anne’deki kutulardan çıkan notalar geçmişe ait bir merak olarak kalmadı. Repertuvarın tamamlanmış, değişmez bir liste olmadığını bize yeniden hatırlattı.
Florence Price dinleme rotası
Bu seçkiyi Price’ın senfonik dünyasından başlayıp piyano, oda müziği ve şarkılarına doğru ilerleyen bir rota olarak hazırladım.
- Symphony No. 1 in E Minor — eserin tamamı Price’ı tanımaya başlamak için en doğru yer. Açılıştaki fagot solosundan Largo’nun ilahi dokusuna, Juba bölümünden hızlı finale kadar onun müzik dilinin temel unsurları burada duyuluyor. Kayıt önerim: The Philadelphia Orchestra, Yannick Nézet-Séguin (Deutsche Grammophon).
- Symphony No. 1: III. Juba Dance Bütün senfoniye vakit ayırmadan önce kısa bir bölüm dinlemek istersen Juba iyi bir başlangıç. Özellikle vurmalıların ve senkopların dansı nasıl taşıdığına kulak ver.
- Piano Concerto in One Movement Kesintisiz ilerleyen eserde romantik açılış, ağır bölüm ve Juba etkili final birbirine bağlanıyor. Kayıt önerim: Jeneba Kanneh-Mason, Chineke! Orchestra, Leslie Suganandarajah (Decca, 2023).
- Fantasie nègre No. 1 in E Minor “Sinner, Please Don’t Let This Harvest Pass” spiritüelinin nasıl parçalanıp genişletildiğini duymak için. Samantha Ege’nin “Fantasie Nègre: The Piano Music of Florence Price” albümü güzel bir başlangıç.
- Piano Sonata in E Minor Wanamaker yarışmasında ödül alan bu sonat, büyük biçim kurma becerisiyle Siyah Amerikan ritim ve ezgi dünyasını solo piyanoda buluşturuyor.
- Symphony No. 3 in C Minor — eserin tamamı Birinci Senfoni’yle yan yana dinlendiğinde Price’ın dilindeki değişim belirginleşiyor. Daha yoğun kromatizm, daha sert renkler ve farklı bir Juba. Kayıt önerim: The Philadelphia Orchestra, Yannick Nézet-Séguin.
- The Mississippi River Nehir boyunca ilerleyen yaklaşık yarım saatlik bir tarih ve göç anlatısı. Spiritüel alıntılar burada tanıdık melodilerden çok tarihsel işaretler gibi çalışıyor. Kayıt önerim: ORF Vienna Radio Symphony Orchestra, John Jeter (Naxos).
- Ethiopia’s Shadow in America Köleleştirme, inanç ve yeni hayata uyum üç kısa bölümde anlatılıyor. Price’ın sözsüz müzikle tarihsel bir hikâye kurma biçimini açıkça gösteren eserlerden biri.
- Violin Concerto No. 2 in D Minor 1952 tarihli bu geç dönem yapıtında daha sıkışık ve huzursuz bir armonik dünya var. Kayıt önerim: Er-Gene Kahng, Janáček Philharmonic, Ryan Cockerham.
- Symphony No. 4 in D Minor 2009’daki nota buluntusunun önemini doğrudan duyabileceğimiz eserlerden. Price’ın olgun orkestrasyonu ve Juba’ya yeniden dönüşü özellikle dikkat çekici. Kayıt önerim: Fort Smith Symphony, John Jeter.
- Negro Folksongs in Counterpoint “Go Down, Moses” başta olmak üzere bilinen ezgilerin yaylı çalgılar dörtlüsünde nasıl katmanlandığını dinlemek için. Kayıt önerim: Catalyst Quartet, “Uncovered, Vol. 2”.
- Piano Quintet in A Minor Lirik anlatı, klasik biçim ve dans ritmi oda müziğinde bir araya geliyor. Üçüncü bölüm, esere canlı ve doğrudan bir giriş sunuyor.
- My Soul’s Been Anchored in the Lord Önce Marian Anderson’ın tarihî kaydını, ardından çağdaş yorumları dinlemek güzel bir karşılaştırma imkânı veriyor.
- Songs to the Dark Virgin Langston Hughes’un şiiri üzerine yazılan bu şarkı, Price’ın metne ve ses rengine ne kadar incelikli yaklaştığını gösteriyor.
- Beyond the Years — seçilmiş şarkılar Karen Slack ve Michelle Cann’in albümünden “Beyond the Years”, “Desire”, “The Dawn’s Awake” ve “There Be None”. Price’ın vokal müziğine açılan en güncel kapılardan biri.
- Dances in the Canebrakes “Nimble Feet”, “Tropical Noon” ve “Silk Hat and Walking Cane” ile ritmik, aydınlık bir kapanış. Piyano için yazılmış özgün hâliyle William Grant Still’in orkestrasyonunu art arda dinlemeyi öneririm.
Kaynakça ve ileri okuma
- [1] New England Conservatory, “A Celebration of NEC’s African American Legacy.”
- [2] Chicago Symphony Orchestra, Phillip Huscher, “Florence Price’s Symphony No. 1,” 26 Şubat 2024.
- [3] University of Arkansas Special Collections, Florence Beatrice Smith Price Collection ve dijital arşiv.
- [4] Library of Congress, Florence B. Price’ın Serge Koussevitzky’ye mektubu, 1943.
- [5] Chamber Music Society of Lincoln Center, “Who Was Florence Price?”
- [6] Alex Ross, “The Rediscovery of Florence Price,” The New Yorker, 29 Ocak 2018.
- [7] John Michael Cooper, “Symphony No. 3 in C Minor,” Los Angeles Philharmonic program notu.
- [8] G. Schirmer / Wise Music Classical, “G. Schirmer Acquires Florence Price Catalog,” 15 Kasım 2018.
- [9] Recording Academy, Best Orchestral Performance kazananları.
- [10] Recording Academy, Karen Slack — Beyond the Years, 2025 Grammy kaydı.
- [11] Naxos, Price: Symphony No. 3 / The Mississippi River / Ethiopia’s Shadow in America, albüm notları.
- [12] Dr. Michael J. Cooper, “Florence B. Price: Biography.”
- [13] NPR / YourClassical, “Marian Anderson, Florence B. Price and the Sound of Black Sisterhood,” 2019.
- [14] Naxos, Price: Symphonies Nos. 1 and 4, Fort Smith Symphony / John Jeter.
- [15] Albany Records, Florence Price: Violin Concertos, Er-Gene Kahng / Janáček Philharmonic / Ryan Cockerham.

Bir Cevap Yazın