Antik Yunan Müzik Mitleri “APOLLO VE MARSYAS”

Geçen yazıda Pan ve Siringa’yı konuşmuştuk ya… Bugün yine sinirlerimizle oynayan, bizi ne oluyor diye düşündüren bir başka mitoloji ve müzik hikâyesiyle karşınızdayım. Karakterlerimizden biri güzelliğin, sanatın, aklın ve “ışığın” tanrısı Apollo. Hani böyle kusursuzluk timsali gibi anlatılır ya…
Evet, işte o.

Bu hikâyeden sonra “kusursuzluğun” içindeki gölgeleri konuşuyor olacağız. Şimdiden söyleyeyim: Bu kez mağdur bir satir var. Adı Marsyas. Ve ben kendisini her seferinde içimde bir yerlerde korumak istiyorum.

Marsyas dediğimiz bu satir, doğayla uyumlu yaşayan, pek iddiası olmayan, kendi hâlinde biri. Derken bir gün toprağın altında bir çalgı buluyor: Aulos. Bu aleti Athena’nın icat ettiği ama çalarken yüzü çirkinleştiği için bir kenara fırlattığı söylenir. Marsyas Aulos’u eline alınca bir üflüyor ve ses büyüleyici! Öyle böyle değil, insanın içini kıpır kıpır eden bir ses, bir tını… Hani bazı insanlar bir çalgıyı ilk kez çalar ama sanki yıllardır bu işi yapıyormuş gibi durur ya? Marsyas tam o. Ve işte burada hikâye dökülüyor: Bir çalgı resmen bizim Marsyas’ın hayatını değiştiriyor. Bana da flüt çalmaya başladığımda, flütüm(Lusnika) ile tanıştığımda böyle olmuştu :). Marsyas Aulos ile birlikte kendisinde de bir yetenek keşfediyor. İçinde bir ışık yanıyor. Ben de üflemeli çalgılar çaldığımdan Marsyas’ın duygularıyla ortaklık kuruyorum sanırım. Hep şöyle derim “Üflemeli, candır”. Hikayeye geri dönelim. Durum Marsyas için böyleyken bir yerlerde Apollo’nun egosu dürtülmeye başlıyor… ama ona daha gelmedik.

Apollo’nun egosunu fark eden Marsyas cesaret midir saflık mıdır nedir bilemediğim bir şeyden aulosun büyüsüne kapılıp Apollo’ya meydan okuyor:

“Gel bir müzik yarışı yapalım.”

Keşke Marsyas’ın omzuna dokunup şöyle diyebilsem:

“Canım Marsyas… karşındaki kim biliyor musun? Lirin mucidi, ilham perilerinin patronu, ışığın tanrısı… emin misin?”

Ama işte sanat böyle bir şey. İnsanın kendini göstermek istediği bir yanı var. Yeteneğine inanmak ister insan. Kaldı ki tüm bunları bir Satir yapıyor, neyse. Bunlarda da hiçbir yanlış yok. Asıl yanlış, az sonra Apollo’nun yapacaklarında.

Yarışma Başlıyor Ama Hakem Kim? (Sürpriz: Apollo’nun Akrabaları) Yarışmanın jürisi kim? Musa’lar. Yani Apollo’nun destekçileri, periler, kendi ekibi. Neyse… Marsyas çıkıyor sahneye. Aulosunu öyle bir çalıyor ki ağaçlar, rüzgâr, su bile nefesini tutuyor. Doğa ona eşlik ediyor. Sanki dünya onun melodisine “evet, bu gerçek bir ses” diyor. Sonra Apollo lirini alıyor. E tabii tanrı sesi… güzellik, berraklık, yüksek frekans, mükemmeliyet. Ama bir detay var: Kural değiştirmek. Apollo “hem çalıp hem şarkı söyleyelim” diyor. Ne kadar korkunç biri!

Burada içim çekiliyor işte bazen bende hem flüt çalıp hem şarkı söyleyebildiğimi hayal ediyorum ama gerçekliği var mı yok işte!…

Aulos çalarken şarkı söylemek tabii ki imkânsız. İki dudakla kapalı bir nefes sistemi var. Bunun nesi adil? Koca tanrı olmayacakları olabilirmiş gibi gösterip manipüle ediyor herkesi. Bildiğin yarışmanın ortasında kural değiştiriyor. Hani çocukken yakan top oynardık bir anda “yeniden sayıyoruz!” diyen biri çıkardı ya… Apollo o çocuk gibi işte ama daha da kötüleşiyor. Ve tahmin ettiğiniz gibi Musa’lar Apollo’yu seçiyor.

Sonra olanlar daha acı, daha acımasız. Apollo yarışmayı kazanmakla kalmıyor, Marsyas’a öyle bir ceza veriyor ki insanın içi burkuluyor. Marsyas’ı bir ağaca bağlatıp canlı canlı derisini yüzüyor.

Evet… Bir müzik yarışması için, hemde kurallarını değiştirdiği bir yarışma… Burada durup nefes almam lazım çünkü bu ceza sanat tarihinin en ağır, en zalim sahnelerinden biri. Ve mitoloji bize yine çok tanıdık bir şey fısıldıyor:

Gücü elinde tutanın acımasızlığı, tahammülsüzlüğü, zehirlenmesi…

Marsyas adaletsiz bir yarışmaya girdi ama bu ölümü hak etmiyordu bence. Hiç kimse hak etmez! Marsyas’ın Sesi böylece susturuluyor ama sizce gerçekten susturulmuş oluyor mu? Mit der ki: Marsyas’ın derisi bir ağaca asılır ve rüzgâr estiğinde hâlâ çığlıkları duyulur. Ama ben buna inanmak istemiyorum.

Ben diyorum ki:

Marsyas’ın sesi bence bir dere akarken, bir yaprak titrerken, bir kuş öterken kulağımıza çalınıyor… Hatta bir müzisyen sahneye ilk kez çıkarken “Acaba başarabilir miyim?” diye düşündüğünde bile oradadır Marsyas’tan bir parça taşıyor. Apollo’ncu düzen ve kusursuzluk kusurlu, kaotik ve acımasız. Marsyas’ın kırılgan ama gerçek bir sesi, saf bir cesareti var. İnsanın içine yer eden bir karakter. Bu hikayede yarışmayı kim kazandı ortada, bu sonu baştan belli bir hikayeydi.

Aşağıda bir okuma ve dinleme listesini sizin için hazırladım. Bir sonraki yazımın konusunu siz seçebilirsiniz, önerilerinize açığım. Sevgiler

1. Okumak için; Metamorphoses (Dönüşümler)” – Ovidius

2. Ancient Greek Aulos

3. Lyre (Apollo’s Lyre)

Yorum bırakın