
Kitabın arasına taktığım o küçük plastik mandal, zamanı sıkıştırıyor sanki. Sayfayı değil, sanki belleğimi tutuyor orada. Unutmaya başlamışım bazı şeyleri. Ama bazı anılar, kimi cümleler var… öylece vuruyor insana. Sanki kırk yıl öncenin sloganı değil de bu sabah yazılmış gibi. Çivi gibi duruyor bazı şeyler. Sanki sokaktaki çocuk, bir bildiriden çıkmış da karşıma oturmuş gibi.
Fotoğraf: 11 Şubat 2024 Nhkm
Şimdi önümde duran kitap, Sovyetlerin çözülüşünü anlatıyor. Soğuk, analitik bir dille. Dış politika, iç çelişkiler, ekonomik reformlar… Ama bana başka şeyler hatırlatıyor bu satırlar.
O soğuk Kasım gecesini mesela. 1978!
İstanbul’un bir arka sokağında… Duvara “YAŞASIN 1 MAYIS” yazıyorduk boyayla. Yoldaşım Hakkı göz kulak olurken, ben yazıyordum. O zamanlar “1 Mayıs” sadece bir gün değil, bir bayramdı bizim için. Şimdi de bizim gibiler için, işçi sınıfının allı morlu bayramıdır. Hak günüdür, haklı günüdür ama…
Şimdi bir kafede, Fidel’in posteri altında oturuyorum. Gençler bakıyor ve geçip gidiyorlar. Kimileri görmüyor bile. Onlar için belki bir dekor. Benim içinse koca bir hayat.
Kitapta altını çizdiğim bir cümlede duruyorum:
“Reel sosyalizm, halktan koptuğu anda çürümeye başlamıştı.”
Doğru. Gençliğimi bunun farkında yaşadım, bu günüme akıl taşıdım. Başka derdimiz mi vardı halktan gayrı. Parti toplantılarında, pazarda limon sırasına, okulda, evde, çalıştığım atölyede aklımda sosyalist bir Türkiye hayali ve mücadelesinden gayrısı var mıydı?
İşçinin yırtık ayakkabısını görmeden, ekmeğini kırmadan, demiri demire vurmamış, kumaşa el sürmemiş ve sınıfı düşünmemişler gibi tezler yazmadık, laflar savurmadık.
Gençtik ya… gözümüz karaydı. İnandık. Koştuk. Bazen de olmadık yerlerde dizlerimizi kanattık. Şimdi burada, sessizce oturuyorum ve okuyorum. Kafede garson beni tanıyor. “Ali abi yine kitap mı okuyorsun?” diyor. Gülümsüyorum.
“Bu sadece bir kitap değil evlat,” demek geliyor içimden.
“Bu, hayatımın not defteri.”
Ama demiyorum. Gençlerin yolu her zaman daha açık olsun.
Bizden geçti demek doğru değil biliyorum ama nafile. Her şey hızla değişiyor. Yaşlanıyorum ama bak, şu kalem var ya elimde tuttuğum…İşte o hâlâ 1 Mayıs gecesinin boyasını hatırlıyor.
Kitabın kenarında bir not buluyorum. El yazımla yazmışım yıllar önce:
“Mücadeleden asla vazcayma!”
Ne zaman yazdım bunu? Belki 90’larda. Belki Sivas’tan trenle dönerken, pencereden kömür dumanı izlerken, bir eylem öncesinde/sonrasında… hatırlamıyorum ki. Şimdi sessizce bir yudum su alıyorum.
Kitabın arasındaki mandal hâlâ yerinde. Ona bakıyorum. Basit bir nesne, plastik bir mandal. Ama biliyorum ki o mandal, sadece kitabın değil, geçmişin kapağını da tutuyor. Kalkmadan önce kapağını kapatıyorum. Posterdeki Fidel’e son kez bakıyorum.
“Devam ediyoruz, biliyor musun?” diyorum içimden. Yaşlı, genç, çoluk çocuk… Belki devrim başka bir yerde, başka bir biçimde…Ama bir gün mutlaka memleketimde. Ve içimde, hâlâ bir yerlerde, bir türkü gibi sürüyor.
—————
Not: Bu öykü, 1980’li yıllarda devrim mücadelesiyle yoğrulmuş sosyalistlere bir saygıdır. Tarih yazanların değil, yazarken elleri boya lekesiyle kararanların hikâyesidir. Her kitap bir defterdir; kimi mandallıdır, kimi ise hâlâ açık.
Yazan: Nurevşan Kırçiçek

Yorum bırakın