
İnsanların yaşamları boyunca sürdürdükleri rolleri, şapkalar olarak düşünelim. Sizin yaşamınız boyunca taktığınız kaç şapkanız var hiç düşündünüz mü? Veya hiç takmadığınız ama istediğiniz şapkalar da var mı?
İnsanların yaşamları boyunca sürdürdükleri roller, toplumsal yapı, sınıf farklılıkları ve emek kavramıyla derinlemesine ilişkilidir. Her birey, yaşamında farklı rolleri üstlenir kimi zaman mecbur kalır kimi zaman tercih eder ve bu roller, kişiliğin yanı sıra toplumdaki konumunu da belirler.
Roller, yaşamın farklı aşamalarında değişebilir. Örneğin, genç bir birey için öğrencilik rolü ön plandayken, ilerleyen yıllarda iş hayatına atıldığında çalışan bir birey rolü ağır basabilir. Aynı şekilde, birinin ebeveyn olması da yeni bir rolün üstlenilmesi anlamına gelir. Bu roller, bireyin sorumlulukları, beklentileri ve toplumdaki konumunu doğrudan etkiler. Ebeveyn olmak, meslek sahibi biri olmak, evlat olmak, kardeş olmak, akraba olmak, danışan olmak, danışılan olmak, eş olmak, sevgili olmak, arkadaş olmak, çocuk olmak, öğrenci olmak…
Roller, bireyin yaşamını şekillendirir ve onun toplum içindeki konumunu belirler. Ancak bu roller, kapitalist sistemde sıklıkla sınıf farklılıklarına, emeğin sömürülmesine ve yabancılaşmaya dayalıdır. Bir işçi veya patron olmak kapitalist sistemde belirli sınırlamalar getirir. Şapka alegorisinden devam edecek olursak. İşçi ya da patron şapkası diğer tüm şapkaların rengini ve şeklini belirleyecek olandır. Çünkü kişinin nasıl bir ebeveyn, çocuk, genç, eş, arkadaş olduğu kendisinin ait olduğu sınıfla doğrudan ilişkilidir. Sınıflı toplum insanın sınırlarını belirlemektedir. Yani başınızda bir işçi bareti varsa içinizde taşıdığınız potansiyele ulaşmak bu sistemde daha güç olacaktır.
Hayatınızda memnun olmadığınız bir rolünüz, değiştirmek istediğiniz bir şapkanız veya çıkartmak istediğiniz bir şapkanız var mı? Peki onu çıkarmanın zorluğu nedir? Bu zorluk sizce neyden kaynaklanıyor? O rolü bırakabilme ihtimaliniz var mı? Yaşamımızı sürdürme mücadelesi verdiğimiz bu yoz sistemde rollerimizi olması gerektiği şekliyle yaşayamamamızın sancısını siz de çekmiyor musunuz? İnsan rollerinin gerekliliğini yerine getirirken, mücadeleden kopmamalıdır. Hangi şapkayı neden takmak zorunda olduğuyla, neden takmak istediğini anlamalıdır. Mücadeleyi buradan kurmalıdır.
Peki işçi ya da patron şapkası değişemez mi? Değişmek derken ebeveyn olmak, akraba olmak, sevgili olmak, eş olmak, kardeş, erkek veya kadın olmak gibi toplum tarafından inşa edilmiş ve dayatılmakta olan rollerin zaman içerisindeki anlam değişikliğinden bahsetmiyorum. Bu kavramlar zamanla beraber sürekli olarak dönüşmeye devam ediyor. Örneğin bundan 100 150 yıl öncesinin İngiltere’sinde pembe erkek mavi kız çocuğu rengiyken bu durum zamanla tam tersine dönüyor. (ki bu değişimler sınıflı toplum yapısı, üretim ilişkileri ve sermayenin çıkarları göz önünde bulundurulmadan düşünülemez) Ancak bu rollerin dışında tuttuğumuz iki rol zamana direnebiliyor. İşçi her zaman işçi kalıyor ya da milyonda bir ihtimalle sınıf atlıyor. Peki işçi veya patron olmak değişemez mi? Burada bahsedilen değişim ise farklı. Burada kavramsal bir değişimden bahsetmek retorik bir tartışmanın ötesine geçmeyecek, soyut kalacak ve entelektüel gevezelik olacaktır. O zaman gevezeliği bir kenara bırakalım ve somut bir değişimden bahsedelim.
İnsan, hayatta birden fazla şey olabiliyor. Öğrenme, yaşam boyu devam ediyor. Marx’ın yabancılaşma kavramı, kapitalizmin insanın emeğini ve ürünlerini parçalayarak onları birer meta haline getirmesini ifade eder. İnsan, emeğiyle yarattığı değerlerden ve kendi kimliğinden uzaklaşır, bu da onu farklı rollerin içine hapsederek bir tür yabancılaşmaya sürükler. İnsan, hayatta insanca olandan uzak yaşıyor. Bunu değiştirmek gerekmez mi? Hepimizin insanca bir yaşam nedir dediğimde söyleyecek bir sözü vardır. Öyle değil mi?
Bireyin kendi emeğiyle şekillendirdiği rollerin toplumsal adalet ve eşitlik temelinde yeniden yapılandırılmasını ve insanın yabancılaşmadan kurtulmasını istemek, bunu gerçek kılmak için mücadele etmek mümkün değil mi? Soruyorum! Bu sayede her birey, kendi potansiyelini özgürce gerçekleştirebilir ve topluma katkı sağlayabileceği, hayatına, rollerine katkı sağlayabileceği alanı yaratmış olur.
Bu rollerin dönüşümü, kapitalist sistemin dayattığı sınırlamalardan kurtulmayı, emeğin özgürleşmesini ve insanın kendi değerlerini yaratmasını içerir. Birey sadece bir meta değildir, insan olarak değer görmek ve yaşamdaki rollerin adil bir şekilde dağıtılması hakkına sahiptir.
İnsanların yaşamları boyunca üstlendikleri roller, sadece kendi özgür seçimleriyle belirlenmemekte, aynı zamanda toplumsal yapı ve ekonomik sistem tarafından belirlenen sınırlamalara da tabi olmaktadır. Sosyalizm, bu rollerin adil ve eşitlikçi bir temelde yeniden yapılandırılmasını hedefler ve bireyin emeğinin meyvesini özgürce almasını sağlayacak bir düzenin oluşturulmasını amaçlar.
O zaman ne olur biliyor musunuz? Yaşam bir sahne gibi parıldamaya başlar. Şapkalarınız size büyük veya küçük gelmez, tam oturur. “Her rol, hayatın bir parçasıdır ve bizi daha büyük bir resmin içine yerleştirir.” O renk cümbüşü resmi çizen biziz! Üreten, yürüten biziz! Yükü paylaşalım, umudu paylaşalım, hayatı paylaşalım. O zaman asla yalnız olmayız.
Nurevşan Kırçiçek

Yorum bırakın