“En İyi Bildiğim Hikaye”

3 Nisan 2000 Pazartesi günü Türkiye’nin Kuzeydoğu’sunda gözlerini dünyaya açan bir kızın hikayesi bu. Evet evet o kız benim. Hikayem blok yazmaya başlamak serüvenine erişmişken size en iyi bildiğim hikayeyi anlatmakla başlasın istedim.
Hopa, yeşilin ve mavinin uyumunu gördüğümüz bir tablo. Ben Hopa’ da doğmuşum ve doğumumla birlikte gelişen sağlık sorunlarımdan dolayı, annemle birlikte ailemin eskiden yaşadığı yer olan Gebze’ye geri dönmek durumunda kalmışız. Babam askerdeymiş. Genç evlenmiş bizimkiler, kavuşmuşlar tüm zorluklara rağmen, birbirlerine inanarak, sarılarak; aşıklık işte. Güzel bir çocukluğum oldu. Zorluğu yaşamak insanı olgunlaştırıyor. Benim çocukluğumun güzelliği zor oluşundaydı. Her zaman biraz çabuk büyüdüğümü düşünürüm. Ailemden ayrı kaldığım zamanlarım da oldu onlardan hiç ayrılmadığım anlarım da. Özlemlerim de oldu kavuşmalarım da. Yaşamımın her anı, hepsi hikayemin vazgeçilmez parçaları. Zaman su gibi akıp giderken ben kendimi bir şarkının içinde buldum.

Dünyaya gözlerimi bir müzisyen olarak mı açtım emin değilim ama kendimi bildim bileli müzik, hayatımın tek gerçeği durumunda. Müzik tek başına ve benimle birlikte bütün insanlığa bırakabileceğim tek şey. Bütün bu anlam yükü, ortaokul çağlarımda müzik öğretmenimin hayatıma girişiyle başladı. Öyle güzel şarkılar söyler ve çalardı ki ona hayranlıkla bakar onun gibi olmayı isterdim. Gitar çalmayı ve şarkı söylemeyi ondan öğrendim. Birgün bir baktım öğretmenim bambaşka bir enstrümanla karşımda, sınıfımıza dinletmek için getirmişti, Flüt. Peri masalı gibi bir enstrüman. Sesi çok yumuşak bir rüzgar gibi. Yaz günü deniz kenarında esen o rüzgar gibi, merak duymuştum. -Çalabilir miyim- düşüncesi içime düşmüştü ben de bu düşüncenin peşine düştüm. Öğretmenim sağlık sorunlarım nedeniyle olsa gerek bunu yapamayacağımı tatlı bir dille anlattıysa da ben vazgeçmedim. Ne vardı yani doğru düzgün nefes alamıyorduysam. Birkaç ay boyunca peşini bırakmadım öğretmenimin. O da sonunda dayanamamış olacak ki şöyle söyledi:
— İyi tamam. Flütümü getireceğim dene bakalım.
İkna sürecini tamamlama zamanıma kadar araştırıp öğrendiğim ne varsa hepsi beynimin içinde, yaşasın uygulama vakti diyerek zıplamaya başladılar. Ders arasında, öğretmenimin flütünü üflemeyi denedim. Tutmama yardımcı oldu daha ilk denememde çok güzel bir sol sesi elde etmemin heyecanıyla, öğretmenim derslere başlayalım dedi. Dünyalar benim olmuştu ama o zamanın şartlarıyla böyle pahalı bir enstrüman almak aileme ağır gelecekti. Sanırım vazgeçecektim. Haftalarca bir çaresine bakmaya çalıştık. Para biriktiriyordum. Sonra birgün okula gittiğimde Müzik öğretmenim, Sosyal Bilgiler öğretmenim, Sınıf öğretmenim ve Din Kültürü öğretmenimin ellerinde bir kutuyla bana geldiklerini gördüm. Bir olup bana bir flüt almışlardı. Bu benim dünyamı değiştiren davranışlardan biridir. Geleceğimi inşa ettiler. Kendime bir söz verdim; ben de bu flütle birilerinin hayatına dokunacağım.

Ben flüt dersine başladıktan iki hafta sonra şarkılar çalmaya başladım. Her şey bir ay içinde değişti Güzel Sanatlar Lisesi okumaya karar verdim. Gittiğim kursta başka bir öğretmenle tanıştım. Refik öğretmen, çok güzel keman çalar, çocuklarla ve yetişkinlerle korolarında şarkılar söylerdi. Refik ” Arkadaş” demektir. Onunla tanıştığım günden itibaren hayatımın en iyi arkadaşlıklarını edindim. Bunu bugün anlıyorum. Küçük dünyamın etrafına, evrene bakan pencereler açılıyordu.

Sizi sıkmak istemem ama biraz daha anlatmama müsaade edin efendim. Güzel Sanatları 2015 yılında kazandım. Sağlık sorunlarımın çözümü 2015 yılında oldu. 2015 yılı yaşama yeniden dönüşümdür desem abartmış olmam. Ölümün eşiğine gelmiştim. 2015 kışıydı soğuk, yağmurlu, fırtınalı bir kış! Bir konser provası yapmak için sık sık BİLKAR’a gidip geliyorum. Müziği öğrenmeye başladığım yerdir BİLKAR. Fena üşüttüm hastanelik oldum. Ben ne zaman hasta olsam, hastanelik olurdum çünkü enfeksiyon akciğerlerimi ele geçirir dururdu. Doğumumdan bu yana Astım/Bronşit tedavileri görmüş biriyim. Daha doğrusu 2015’e kadar öyle olduğunu sanıyordum. Hastaneye yatınca konsere dahil olamayacak mıyım şimdi diye düşünüp doktorumu sıkıştırdım. Hafta sonu beni hastaneden çıkartmasında ısrarcı oldum. Annem hiç desteklemedi, bazen onu çok üzdüm. Özür dilerim. Hafta sonu çıkıp konsere gittim. Konseri düzenleme amacımız Tahir Canan‘dır, 32 yıl siyasi mahkum olmuş biridir. Tahir Ağabey’ e kitabevi açmak için destek olmak istedik. Flütümle birinin hayatına dokunmak istemiştim, söz vermiştim ya kendime, tam da söz verdiğim gibi oldu. Konseri yaptık, ben konser akşamı hastaneye kaldırıldım. Gözümü açtığımda ilaç tedavisine yanıt vermediğim için Marmara Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiştim. İki ay boyunca neyim olduğunu araştırdılar. Göğüs Hastalıkları, Nöroloji ve Kardiyoloji araştırmalarının sonunda kalbimde iki tane Aort damarı olduğu ve birinin nefes boruma bası yaptığı ortaya çıktı. Bu hastalık Double basıdan kaynaklı olarak nefes borumda %40 oranında bir kapanma oluşturmuştu ve nefes alamıyor oluşumun sebebi de meğer buymuş. Daha da ilerleyebileceği söylenmişti doktorlarım tarafından. İlerlemenin önüne geçen şey ise benim nefesli bir enstrüman çalmammış. Flüt çalarak farkında olmadan, hayata nefes almak konusunda ısrarcı olmammış beni hayatta tutan şey! Çok tuhaf gelmişti, doktorum bu açıklamayı yaptığında duyduğuma inanamamıştım. Hastalığımı bilmeden bu enstrümanı seçmiş olmam şanslı olduğumu gösterir. Ameliyattan sonra çabucak toparladım, zor bir süreçti sınav yılımdı ama asla pes etmedim her zaman yaptığım gibi mücadele ettim, direndim. Umut insandadır arkadaşlar, yaşamın içindedir. Nazım öyle söylemiş ki feyz almamak imkansız. Kaybetmeyin, sahip çıkın umudunuza, yaşamınıza.
Hoşçakalın.

Nurevşan Kırçiçek

Yorum bırakın